SEYYİD KUTUB – İSLAMDA SOSYAL ADALET

Mart 12, 2009

SEYYİD KUTUB – İSLAMDA SOSYAL ADALET

Kitap Adı: İSLAMDA SOSYAL ADALET
Yazar Adı: Seyyid KUTUB
Çeviren: Yaşar Tunagür, Dr. M. Adnan Mansur
Yayın Evi: Cağaloğlu Yayınevi
Tarih – Baskı – Sayfa Sayısı: 1968 – 3. Baskı – 318 Sayfa

Kitabı Okurken Altını Çizdiğim Yerler:

İslamiyyet, tarihi menşei ve vazifesi olarak pratik hayatta beşer vicdanından uzak kalmayı istemez. Hiçbir zaman bir imparator veya kraldan korkarak şümul sahasını daraltmaz. Ruhi, dini, maddi ve dünyevi olarak bütün beşer hayatı onun faaliyet ve hizmet sahasıdır. O hiçbir sistem ve nizamın veya başka bir kuvvetin tesirinde değildir.

Kendi, kendisinin hakimi, efendisidir.

Bu din, sosyal hayattan uzak kaldığı müddetçe cemiyete istikamet veremez. Onu sosyal hayatından uzak tutan, içtimai nizam ve kanunlarında onunla hükmetmeyen, Ya’ni, tedvin ettikleri kanun ve nizamları şeriate aykırı olan müslümanlar, müslüman sayılmazlar. Ve o cemiyyet islami bir topluluk değildir.

Onlara islamiyyetin sadece ibadet ve gelenekleri kalmıştır.

<<Öyle değil, Rabbine and olsun ki onlar aralarında kimi oraya, kimi buraya çektikleri (kavga ettikleri) şeylerde seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden yürekleri hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.>> [1]

<<Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasak ettiyse ondan sakının. Allahdan korkun. Çünkü Allahın azabı çetindir.>> [2]

<<Kim Allahın indirdiği ahkam ile hareket etmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.>> [3]

Bu din tevcidat ve teşriatiyle, öuamelat ve ibadetleriyle bölünmez bir bütün, istikameti belli doğru bir yolur. İslamda, ibadete müteallik emirlerin gayesi onun nizam ve muamelattan ibaret asli hedef ve gayesinden farklı değildir:

Mesela namaz:

İbadetlerin en özlüsüdür. Ferd ve cemiyyet olarak tek, her şeye galip ve muktesir olan Allaha yönelmedir. Bu öyle yöneliştir ki, yönelenler arasında birbirlerine karşı ne kötülük ne nifak var. Bir öyle yönelmedir ki, aynı kıbleye bir önderin ardından bir Allaha, zengin – fakir, rütbeli – rütbesiz tamamen eşit, bir ve beraber olarak… Namaz ibadete müteallik emirlerin özünü teşkil ettiği gibi “Allahdan başka ilah yoktur” düsturu itikada (inançlara) müteallik hususatın özünü temsil etmektedir. bu ikrar ile Allahdan başka ibadete layık bir varlığın mevcut olmadığı ifade edilmekte, vicdan hürriyetine dayanan bir şuur insan hayatına yerleşmektedir. Bu, köklü ve eşit haklara sahip mütekamil bir cemiyyetin kurulması için en esaslı adımdır.

Hiçbir araştırıcı islamın ihtiva ettiği ibadet ve nizamlarda, ferd ve cemiyet hakkındaki görüşlerinde şüpheye düşmemelidir.

Zira her husustaki islami emirler ve o emirlerin müşterek gayesi, gayet açıktır.

Bazı asırlarda bu dinin ibadete müteallik tatbikatında lüzümsuz teferruat ile genişletildiği, bunun yanında sosyal hayatın ihmal edildiğine bakıp şaşmamak lazımdır. Bu hali İslamiyyet için asla bir afet olarak değil, belki de içinde bulunduğu asrın afeti saymak icap eder. bunlar islam için yeni söylenmiş bir söz veya tev’vil değildir.

[1] Nisa suresi 65. Kur’an-ı Kerim Mealleri, Üstad Balıkesirli Hasan Basri Çantay’ın KUR’AN-I HAKİM ve MEAL-İ KERİM’inden alınmıştır. Ayetler hakkında tamamlayıcı bilgi için, adı geçen esere ve tefsirlere müracaat edilmelidir.
[2] Haşr Suresi 7
[3] Maide Suresi 44 Sayfa 17 – 18 – 19

İslamın, kainat, hayat ve insan hakkındaki görüşlerini bilmeden, dinde sosyal adaleti anlamamaıza imkan yoktur. İslamı bir kül olarak mütalaa edersek <<sosyal adalet>> de islamın bir cüz’ü olur.

İslam, insan hayatını tanzim ederken mes’eleleri birbirinden ayırarak onları muvakkat, acele bir takım hal çarelerine bağlamaz.

İslamın insan, hayat, kainat hakkındaki mütekamil ve umumi bir görüşü vardır. Ele aldığı ahkam, ibadete ve muamelata müteallik büyük küçük bütün mes’eleleri bu umumi ve mütekamil zaviyeden tetkik ederek onlara istikamet verir.

Bölece bu umumi fikirlerin bilinmesi ve her fer’in (cüz’ün) esas usu ve kaidelere (kül’e) irca edilmesi ile bu esasları araştıranlar için büyük kolaylıklar sağlamıştır. Sayfa 30

Asıl olan yardımlaşma, tanışma ve uyuşmaktır. Bu esas kaideye karşı gelen herkes buy olla def’edilir. Zira bu muazzam kainatın seyrettiği yolu ta’kib etmek ferd ve cemiyetin keyfine tabi olmaktan hayırlıdır. Çünkü ictimai tenasüd, tabiatın ve onu yaradan allahın gayesine uygundur. Sayfa 36

Ferdin cemiyyet üzerindeki adalete aykırı emel ve arzuları ictimai zulüm sayılıyorsa; keza cemiyyetin ferd üzerinde onun fıtratı ve gücü hilafına davranışlarını da ictimai zulüm saymak icap eder. Bu, sadece ferd için bir zulüm değil, aynı zamanda cemiyyet için de bir zulümdür. Sayfa 42

İslam, tabiatını icmalen zikrettiğimiz sosyal adaleti sabit esaslar üzerine ikame eder. O hedeflerine erişmek için muayyen vesileler bulur. Anlaşılmayan hiçbir mes’ele bırakmaz. İslam, ideal anlamca mücerred bir davet ve irşad dini değil, hayat hadiseleri içinde yaşanacak, emirleri behemmehal tatbik ve infaz edilecek bir dindir.

Gördüğümüz gibi islam, kainat, hayat ve insan hakkında esaslı fikir sahibidir.

<<İslamda sosyal adalet>> mefhumu bu esaslı fikirlerin ışığı altında ve hatları içinde mütalaa edilir. İslam, nazarlarını insan hayatına çevirince <<Sosyal Adalet>>, <<İnsani Adalet>> haline gelmiştir. Haddizatında, hayati değerlerin maddi ve ma’nevi olduğunu kabul etmiş, yalnız maddi değerler üzerinde durmamış, insanlığı ayrışan ve çatışan bir kitle olarak değil anlaşan ve sevişen bir bütün olarak mütalaa etmiştir. Bazı zamanlarda islam fikriyatına aykırı davranışlar görülmüştür, bunları belirtmek lazımdır.

İslamın sağlamak istediği hayat ne bir ferdin ne bir milletin ne de bir neslin davasıdır. Bunlar fani beşerin küçük bir idrak ile vakıf olabileceği mahdud ve muvakkat davalardır.

İslamiyyet bütün ufuklara baker. Her şeyi baştan başa inceden inceye hesap ederek şümullü bir gayenin bütün insanlar için gerçekleşmesine çalışır. Mahdut meselelerde zıd gibi görülen hususlar kül halinde incelenirse görülmezler. İslamın gerçekleşmesi için çalıştığı bug aye tekrar edelim ne ferd, ne millet ne de bir nesil içindir: Bütün insanlık içindir.

İlk nazarda sosyal adaletten uzak hedeflere müteveccih gibi görünen bu nazariye islamda birçok nizamların esasıdır. Sayfa 46 – 47

FERD ŞUURUNDA YERLEŞMEYEN ADALET, KANUNLA SAĞLANAMAZ. Sayfa 48

Eğer insan, fıtratında gizlenen kuvvet serbest olduğu halde kendini sefil eden şehvet ve zaruretlere karşı gelecek yolu bulmuş ise bu yol en salim, en doğru yoldur. Sayfa 49

Hiçbir kimse fakir bir insnaın rızkını kesmeğe, ekmeğiyle oynamaya muktedi değildir. Bu, rızkı temin sebeplerine tevessül hakkındaki emre münafi değildir.

Bilakis bu inanç kalbe kuvvet, vicdana cesaret ve rızkı için çalışan kimseyi (kendini fakirin rızkına malik zanneden) zengine karşı uyanık kılar. Sayfa 56

<<… Şüphesiz ki sizin Allah nezdinde en şerefliniz takvaca en ileri olanınızdır…>> [3]

ŞEREFLİ: ALLAH NEZDİNDE ŞEREFLİ OLANDIR

[3] El-Huccurat suresi, 13 Sayfa 57

Eğer vicdan hür olduğunu hisseder, her türlü köleliğin gölgesinden sıyrılarak ölümden, eza’dan, fakirlik ve zilletten (Allahın izniyle) emin olu, sosyal ve maddi kıymetlerin tazyikinden hali kalır, dilenme ve ihtiyaç zilletinden necat bulur, her türlü şehvet ve aşırı isteklerinden kurtularak, istisnasız, bütün mahlukatın kendisine yöneldiği bir Allah’a yönelir ve bütün bunlardan sonra hayati zaruretlerinin kanun tarafından himaye edildiğini görürse artık o kimsenin, bir takım laf ve parlak sözlerle getirilmek istenen sözde insani eşitliğe ihtiyacı yoktur.

Çünkü, bu eşitliği şuurunda hissetmiş ve onun tatbikatını görmüştür. O kimse bur uh ve şuurla eşitlik hakkını daima istyebilecek ve bunun için mücadele edebilecek, ona nail olduğu zaman da onu, en ağır şartlara sabır ve tahammül göstererek muhafaza edebilecektir.

Hiçbir rejim ona kabul ettirilmiyecektir. Sayfa 67

Herkes cemiyyetin menfaatlerini bir vekil, bir muhafız gibi korumakla mükelleftir.

Hayat, fırtınalı denizde seyreden bir gemi gibidir. Onun selametinden bütün yolcular mes’uldür. Yolculardan hiçbiri ferdi hürriyetine istinaden gemiyi delmeye kalkamaz. Bir hadis-i şerifte:

<<Allahın hududlarında duran ve onu aşan kimselerin meselesi; aralarında kur’a çekmek suretiyle bir kısmı alta, diğer kısmı üste düşen geminin yolcuları gibidir. Altda olanlar susadıkları zaman üstdekilerden su isterlerdi ve derlerdi ki: Eğer Gemini biraz altını delersek ihtiyacımız kadar buradan su alabilir, böylece üzerimizdekilere hiç eziyet etmeyiz. Eğer onları kendi hallerine bırakırsanız ve onlarda dilediklerini yaparlarsa helak olurlar. Eğer ellerinden tutar kurtarırsanız bütün gemidekiler kurtulur.>> [1]

[1] Buhari, Tirmizi rivayet etmişlerdir, lafız Buhari’nindir. Sayfa 92 – 93

İslam, nefsin içi ile uğraşır, dışı ile değil.

Vicdanın derinliklerindeki ıslahat (düzeltmeler, eksiklikleri tamamlama) ile meşguldür, sathı (dış yüzü) ile değil.

Bununla beraber islam, hayatın gerçeklerinden, beşer nefsinin hakiki mahiyetinden, nefsin her haldeki yükseliş ve alçalışlarından, daralma ve genişlemesinden, hevai arzuların, zaruri ihtiyaç ve mahdut gücünden asla gafil değildir.

Derin bir vukufla beşer nefsine kanunlar ve emirler tevcih eder. Her türlü emir ve nehylerini muayyen esaslara bağlar. Birçok hadler vaz’ederek onları infaz eder. Ve sonra beşer vicdanına, mümkün mertebe şer’i tekliflerin (emirlerin) üstünde olmasını seslenir.

Eğer bizler bu din’in tekliflerini yerine getirecek olursak hayatta salah ve her türlü muvaffakiyet mümkündür. Bununla beraber, beşer vicdanı kendisine yöneltilen müsamaha ve şeref mertebesine yükselmedikçe hayat, islamın gayesine uygun bir kemale varamaz. Bu dinde vicdana müteveccih emirleri, şer’i mükellefiyetleri tamalayan bir cüz’dür. Sayfa 102 – 103

<<(Doğruya da, eğiriye de) alabildiğine yemin eden, izeet-i nefsi bulunmayan, (öteki berikini) daima ayıplayan, (gammazlıkla) laf getirip götürmeye koşan, (insanları) hayırdan durmayıp men’eyleyen aşırı zalim, çok günahkar, kaba, haşin, bütün bunlardan başka da kulağı kesik (damgalı soysuz) olan hiçbir kişiyi tanıma!>> [4]

[4] El-Kalem suresi, 24-25 Sayfa 115

Musattah, Ebu Bekir (R.A.) in muhterem kerimeleri Aişe validemize yapılan şen’i iftira hadisesine iştirak etmişti. Bundan son derece mütessir olan Ebu Bekir (R.A.) Musattah’a evvelce yapmakta olduğu yardımı kesmişti. bunun üzerine Cenab-ı Hak, affetmesini ve yardıma devam etmesini beyan sadedinde:

<<İçinizde (dinde) fazilet ve (dünyada) servet sahibi olanlar, akrabasına, yoksullara, allah yolunda hicret edenlere vermelerinde kusur etmesin; affetsin, aldırış etmesin. Allahın sizi yargılamasını sevmez misin? allah çok yargılaıcıdır, çok esirgeyicidir.>> [2]

Böylece islam, bu vadide <<insani şuuru>> insanlığın asırlar boyunca şeref duyacağı mazi, hal ve istikbalde, ebed’e kadar iftihar edeceği en yüksek ve en şerefli bir irtifaa ulaştırmış oluyor. Sonra, iyilik mefhumunu sadece Allah rızası için yapılan bir ihsan olarak en ulvi bir hüviyetle değerlendiriyor.

[2] En-Nur suresi, ayet: 22 Sayfa 120

İSLAMIN TEDKİK VE TA’LİMİNDE BİR ARAŞTIRICI İÇİN EN BÜYÜK GÜÇLÜK, İSLAMIN BÜTÜN MESELELEERİNİN BİRBİRİYLE ALAKALI, BİRBİRİNDEN AYRILMAZ VE BİRBİRİNDEN AYRI İNCELENEMEZ BİR BÜTÜN OLUŞUDUR. Sayfa 126

İslam nizamı hakkında konuşan müslümanlar, insanın yeni ve eski olarak tanıdığı sistemlerle onu mukayese ederek irtibat kurmağa çalışırlar. Eğer bu arada islamiyetle bu sistemler arasında bir benzerlik bulur ve dolayısiyle bir irtibata muvaffak olurlarsa, islam için çok kuvvetli bir sened ve dayanak bulduklarını zannederler.

Bu gayret, garpli sistemlerin önünde durmayıp kaçışın, hatta hezimete uğrayışın manen duyurulmasından başka bir şey değildir. İslam ile bu sistemler arasında bazı benzerliklerin bulunması islama en küçük bir şeref kazandırmayacağı gibi, benzerliğin olmamasıda şerefinden bir şey eksiltmez. Sayfa 127

İSLAMİYET, KUVVETİNİ İNSANİ BİRLİKTEN ALAN, FİKRİYATI İLE BÜTÜN İNSANLARI KENDİ BAYRAĞI ALTINDA, EŞİT ŞARTLARLA KARDEŞ OLARAK TOPLAMAK İSTEYEN, TAMAMEN İNSANİYYETE MÜTEMAYİL BİR DİNDİR. Sayfa 130

… bir hadis-i şerifde peygamber efendimiz (S.A.V.) :

<<Dinleyin ve itaat edin. Velev ki başınızda kıvır kıvır saçlı bir Habeşi köle olsun. Allahın kitabı ile size hükmettiği müddetçe.>> [3] buyudular.

Bu hadis-i şerifde açık olarak dinlemek ve itaat etmek ancak Allahın kitabiyle hükmedildiği takdirdedir.

[3] Buhari Sayfa 136 – 137

Bir hükümet reisinin dini şeriati tatbik ve infaz etmesiyle, dinen kendisine verilen saltanat (hükmetme) kuvvetinin arasını ayırmak lazımdır. İslamda, hiçbir hükümet reisi (hüküm sahibi) nin semadan aldığı dini bir saltanat kuvveti yoktur. (Eski bazı hükümdarlarda olduğu gibi). Bir hükümet reisi ancak müslüman halkın tam bir hürriyet içinde yaptığı seçim neticesinde başa geçer. İslamda, birinden diğerine herhangi bir suretle intikal yoluyla veya babadan oğula veraset yoluyla elde edilen bir iktidar şekli yoktur. Seçimle devletin başına, geçen kimse şeriatın hükümlerini infaz etmek suretiyle hükümran olur. Müslümanların ekserisi ona rıza göstermezse tabiatiyle seçilemez. ekseriyetle seçildiği takdirde, allahın şeriatini tatbit etmezse dinlenmez. Sayfa 137

Mal mülkiyetinde islam nazariyersine uygun olarak yürünmekle beraber onun gelişmesi ve muamelesinde müdahale edilir.

Bu yolda mal sahibine dilediği gibi mutlak tasarruf hürriyeti verilmez. Zira şahsi menfaatlerinin arkasında muamele ettikleri cemiyyetin menfaatleri vardır. O halde herkes elindeki malını ancak meşru sınırlar içinde geliştirme hürriyetine sahip sahibdir. Sayfa 164

<<Aldatma>> vicdanın pisliğidir. Başkasına zarar verir. İnsan kalbinde güveni sarsar. Sayfa 166

İslam hayatının devamı, İslami fikir eası üzeine kaim teşriat,, kanunlar ve nizamların mücerred vaz’ı ile tamamlanmış olmaz. Bu, hayatın ikamesinden her zaman İslamın dayandığı iki rükn (temel direği) den ancak biridir.
İkinci rükne gelince:

Bu da, nefsi istek ve taşkınlıkların, kanun, nizam ve teşriatın emniyete aldığı muhit ile buluşması için <<İSLAM RUHU>> ile meşbu (doymuş) bir zihniyetin meydana gelmesidir. Sayfa 273

Her arzu, insani bir hedefin inşasına, ne kadar yükselirse yükselsin bir hedefin tahkikine götüren bir kuvvettir.

İslamiyet, herhangi bir zaman ve mekanda hayatı olduğu gibi kabul etmek için değil, onu her zaman ve her yerde geliştirip, yükseltmek için gelmiştir. Sayfa 283

About these ads

Bir Yanıt to “SEYYİD KUTUB – İSLAMDA SOSYAL ADALET”


  1. faydalandım ve teşekkür etmeden geçmek istemedim. teşekkür ederim.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: