MUHAMMED KUTUB – KUR’AN’I NASIL OKUYALIM
Kitap Adı: KUR’AN’I NASIL OKUYALIM
Yazar: Muhammed KUTUB
Yayın Evi: İşaret
Tarih – Baskı: Mart 1997 – 8. Baskı
Arka Kapak Yazısı:
Müslüman için Kur’an, karşısına çıkacak her meselede kendisine başvurulacak ana müracaat kitabıdır. Bu nedenle Kur’an, sıradan bir eseri okur gibi bir defada okunup kaldırılacak bir kitap değildir. Yine alışılagelen yalnız hastalar veye ölüler için okunup üflenen bir kitapta değildir. O; ahiretin kitabı olduğu kadar, dünyanın da kitabıdır. O, hastaların ve ölülerin kitabı olmaktan çok , hayatın ve yaşayanların kitabıdır.
Muhammed Kutub, bu küçük eserde, gündelik hayatın problemleri içinde, Kur’an’ı bir hayat kitabı olarak okumanın yollarını göstermektedir.
Kitabı Okurken Altını Çizdiğim Bölümler ve Aldığım Notlar:
“Lafzı muhkem yalnız, anlaşılan Kur’an’ın;
Çünkü kaydına değil hiçbirimiz mananın.
Ya açar bakarız Nazm-ı Celil’in yaprağına,
Yü üfler geçeriz bir ölünün toprağına,
İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!”
Mehmed Akif ERSOY (Safahat, II, 169.) Safya 7
Kur’an’ı yaşayan kişinin değersiz anı yoktur. O, her anını değerlendirmek zorundadır. Sahibi olduğu en değerli şeylerin başında zaman gelir. Bu sebeple boş ve değersiz şeylerle uğraşmaz. Ömrünün her saniyesinden hesaba çekileceğini bilir. Ve bu nedenle saniyelerini insanlığın ve dünyanın faydası için kullanır. Sonrada alnının akıyla emanetin sahibi olan Allah’a kendini teslim eder. Sayfa 10-11
Kur’an’ı yaşayan kişi; sürekli çalışır, didinir, emek sarfeder. İnsanlara iyi örnek olabilmek için gayret içindedir. Tembellik yapmaz, verimsiz çalışmaz, değersiz şeyler için emek harcamaz: Sayfa 13
Yukarıdaki notlar kitabı çeviren Dr. Bekir KARLIAĞA’nın yazdığı bölümdendir.
Kur’an bizim terbiye metodumuzu va’z eden ve aynı zamanda bizi eğitip yetiştiren kitabdır. Sayfa 35
…, bu din bir şekil ve gösteriş dini değildir. Havada kalmış hayaller dinide değildir. Zihnen kafalarda yoğrulup beslenen fikri değerler dini de değildir. Bu din, yaşanan hayatın realitesidir. İşte kur’an’da yeralan en büyük terbiye ve yönlendirme prensibi bu değere dayanır: Sayfa 35-36
Akide saf bir fikirden ibaret değildir… Vicdanlarda yer eden gizli bir duyguda değildir… Akide, bir hayat sistemidir… Bu kelimenin ifade ettiği ve taşıdığı pratik, ciddi, bilinçli ve fikri davranış gibi bütün manaları ile birlikte, akide, bir hayat sistemidir. Sayfa 43
Çağdaş dünyadaki değişimler normal bir gelişmenin sonucu olmadığı gibi evolüstyonist (evrimci)lerin sandıkları gibi bir <<evrim>>in neticesi de değildir. Bu, insanlığı bozmak için kötü eller tarafından yapılmış planlar uyarınca ortaya çıkan, uydurma ve yapay bir değişikliktir. Bu planlara gore insanlar arasında yığınlarca bozuk fikirler yayılmış ve kendilerine bunların zorunlu bir evrimin sonucu olduğu, dolayısıyla karşı koymadan ve direnmeden bu fikirleri benimsemeleri gerektiği söylenmiştir. Buna karşı gelindiği taktirde evrim çarkının kendilerini ezip geçeceği tehdidi
savrulmuştur. (*)
İşte ister kendi isteğiyle olsun, ister isteği dışında olsun; müslüman böyle bir dünya ile karşı karşıyadır. İçinde yaşadığı toplum budur. Yirminci yüzyılın cahiliyeti, zorla ve cazibesiyle toplumu bu noktaya getirmiş, onu Allah yolundan ve Allah’ın nizamından uzaklaştırmıştır. Bu gelişen ve tekamül eden dünyada müslümanın görevi; normal yollarla değişip gelişen şeylerle, yapay metodlarla değişip gelişen şeyler arasında veya İslam’la ilgisi bulnmayan cahiliyetin ortaya çıkardığı sebeplerle meydana gelenler arasında bir ayırım yapmaktır. Bu ayrımda müslümanın yegane mercii Allah’ın kitabı Rasulünün sünnetidir…
(*) Yazarın <<Yirminci Asrın Cahiliyeti>> ve <<İnsan Hayatında Durgunluk ve Değişim>> adlı eserlerine bakılabilir. Sayfa 66-67
Bu nesil; açıklamayı gerektirmeyecek temel ilkelerden ve bedihi hükümlerden sayıldığı için <<Lailahe illallah>>ın anlamının belirtilmesine ihtiyaç bulunmadığını zannedebilir. Ancak bugün, müslümanların içinde yaşadığı hayat, <<Lailahe illallah>>ın mana ve gereklerini hiç bilmediklerini ortaya koymaktadır. Bu gerçek, kendilerinden önceki müslüman nesillerde rastlanmayan bir cehalet örneğidir. Çünkü onlar dilleriyle <<Lailahe illallah>> diyorlar; sonra da hiçbir sıkıntı duymadan Allah’tan başkasının buyruklarına uymaktan çekinmiyorlar. Bu, nadir rastlanan yepyeni bir cahiliyet türüdür. Sayfa 68
Tarihin başlangıcından sonuna kadar insanlığın problemi, Allah’ın varlığını bilmemek ve herhangi bir şekilde ona ibadet etmemek olmamıştır. Aksine, insanların en büyük meselesi; Allah’ı hakkıyla bilmemek ve bu yüzden de O’na yaraşır şekilde ibadet etmemek olmuştur:
<<Onlar Allah’ı gereği gibi takdir edemediler.>>
<<Hayır, Allah’ın emrettiğini yerine getirmemiştir>> (A’bese, 23) Sayfa 88
Medeni surelerde büyük bir alanı kaplayan mesele, yani prensip ve düzenlemeler ile Allah yolunda cihad konusu, başlı başına mevcud iki ayrı bölüm gibi ele alınmamakta; aksine, akideyle yan yana ve ondan kaynaklanan bir bahis gibi değerlendirilmektedir. Konunun en önemli yönüde burasıdır. Çünkü bu dinde başlıbaşına ve bağımsız bir inanç, yargı gücü ve ayrı bir düzenleme yoktur. Bağımsız ibadet ve işlemler yoktur. Aksine hepsi bir bütündür. Ve hepside: <<Ben cinleri ve insanları sırf bana ibadet etsinler diye yarattım.>> (Zariyat, 56) ayetinin kapsamına dahildir. Sayfa 109
Biz, son zamanlarda ve özellikle Batı’dan gelen düşmanlık sebebiyle İslamın ekonomik, sosyal v.s. sistemlere sahip olduğu konusunda çok söz ettik. Şüphesiz ki İslam’da, ekonomik, sosyal, terbiyevi ve ahlaki birçok sistemler vardır. Ancak bu sistemlerden herhangi birisini akideden ayrı olarak değerlendirmek İslam’ın ruhunu yok eder. Ve onu, yönetimin karakteri kendisiyle belirlenen herhangi bir sistem haline dönüştürür. Halbuki mesele asla böyle değildir. Gerçek odur ki: İslamın ekonomik ve sosyal sistemi tamamiyle orijinaldir ve apayrı bir özelliğe sahiptir. Çünkü o, Allah’ın eseridir. Beşeri kusur ve eksikliklerden uzak, her türlü kapris ve ayıplardan beridir. Sayfa 110
Bu dinde, akide, herşeyin biricik itici gücüdür. İslam beşeri sistem ve düzenlerde bulunmayan Rabbani meziyetlerin bütününe sahiptir. Ve akide, nizamın yerleştirilmesinde birinci derecede rol oynar. Sayfa 115
Mü’minlere gelince… Onlar kesin olarak şu ilkeye inanıyorlardı: <<Lailahe illallah>> diyerek şehadet getirmek; Allah’ın indirdiğine tabi olmaktır ve Allah’ın buyruklarıyla hükmetmek için verilmiş bir sözdür. Bu yapılmadığı taktirde kişinin münafık sayılacağını ve müslümanlık diye bir şey kalmayacağını kabul ediyorlardı. Münafıklar, elbette ki, cehennemin en alt katındadırlar. Sayfa 125-126