Posts Tagged ‘Yenilenme’

SEYYİD KUTUB – YOLDAKİ İŞARETLER

Mart 12, 2009

SEYYİD KUTUB – YOLDAKİ İŞARETLER

Kitap Adı: YOLDAKİ İŞARETLER
Yazar Adı: Seyyid KUTUB
Çeviren: Abdi Keskinsoy
Yayın Evi: Pınar Yayınları
Tarih – Baskı – Sayfa Sayısı: Ekim 2003 – 6. Baskı – 240 Sayfa

Arka Kapak Yazısı:

“Bu inancı benimseyenlerin sayısı üç kişiye ulaşınca, o inancın bizzat kendisi onlara şöyle der: Siz şimdi, bir cemaatsınız, bağımsız bir İslam cemaati. Bu inancı benimsemeyen ve bu inancın temel değerlerini üstün saymayan cahiliye toplumundan sıyrılmış bir cemaat.”

Kitabı Okurken Altını Çizdiğim Yerler:

İşte sayılan bütün bu yüksek değerlere sahip “yeni bir dünya düzeni” olmaya layık tek sistem İslam’dır.

16. yüzyıldan itibaren başlayıp 18. ve 19. yüzyıllarda zirveye ulaşan deneysel bilimlerdeki uyanış, artık dönemini tamamlamış, ulaşması gereken yeni bir aşama kalmamıştır.

Yine bu dönemde, yani 18. ve 19. yüzyıllarda ortaya çıkan, “bölgecilik”, “ulusalcılık” gibi bölgesel temellere dayalı toplumsal çıkışlar da fonksiyonunu tamamlamıştır; onların da insanlığa sunacağı yeni bir şeyleri yok…

Son tahlilde bireyci ve toplumcu düzenler de iflas bayrağını çekti…

En zor anların yaşandığı bir dönemde, insanlığa yeni bir dünya düzeni sunmak için sahneye çıkma sırası artık İslam’a gelmiştir; Bu dönem artık “ümmet” dönemidir. İlk insanın yaratıldığı günden itibaren, Allah’ın yeryüzünde halifesi olmak üzere sözleştiği günden beri, yeryüzünde gerçekleştirilen insani yaratıların hiçbirisini yadırgamayan, aksine özel şartlar altında bir tür Allah’a ibadet kabul eden ve insanın varoluş amacını gerçekleştirmek için bir vesile telakki eden İslam’ın dönemi… Sayfa 9

Yeryüzünün hiçbir yerinde Allah’ın şeriatı dışında kalan sistemleri toptan reddedip bizatihi Allah’ın şeriatını uygulayan bir toplum olmadığı halde, günümüzde İslam adına hayatla ilgili yasalar, düzenlemeler, çözüm önerileri ve programlar üretmek isteyen kimseler bu dinin doğal karakteristiğini, insan hayatında ne yapmak istediğini, Allah’ın kendilerinden neyi istediğini algılayamamış kimselerdir.

Bu kimseler insani kuramlara, yöntemlere benzemesi için dinin doğal karakteristiğini, yönetimini ve tarihini değiştirmek istiyorlar. Benliklerinde taşıdıkları kısa vadeli arzulara ulaşmak için yürüdüğü yolda dine hızlı adım attırmak istiyorlar. Ruhlarında taşıdıkları bu arzu, basit insani düzenler karşısında, yenilgiye uğramalarına neden oluyor. Onlar bu dinden, gelecekte karşılaşılması muhtemel problemlere karşı, varsayıma dayalı çözümler üreten kurumsalbir sistem haline gelmesini istiyorlar. Halbuki Cenab-ı Hak bu dinin kendi istediği gibi olmasını istiyor. Yürekleri dolduran, vicdanlar üzerinde egemenliğini tam olarak kuran bir akide olmasını…Espirisi insanların sadece Allah’ın önünde eğilmeleri, O’nun dışında kalanların koydukları şeriatlara itibar etmemeleri olan yetkin bir inanç sistemi…İnanç sistemleri bu niteliklere sahip olan bir insan (cemaat) topluluğu bulunduğu zaman, toplumun yönetimini de kendi egemenliklerine aldıklarında, ancak o zaman şeriat, onların gerçek ihtiyaçlarına karşı yasal düzenlemelerde bulunmaya başlar, gerçek hayatlarını düzenleyebilir. Sayfa 41 – 42

Bizi çevreleyen cahiliyye, bazı ihlaslı İslam davetçilerinin sinirsel yapıları üzerinde baskılar yaratıp İslam’i yöntemi uygulamada aceleci davranmalarına neden olduğu gibi, zaman zaman onları şu sorularla köeye sıkıştırmak istemektedir: Kendisine çağırdığınız orjinal düzeninizin detayları nelerdir; onu uygulayabilmek için, çağdaş araştırma yöntemlerine uygun hangi bilimsel araştırmaları gerçekleştirdini?.. Hangi hukuki bulguları elde ettiniz?. Sanki, günümüzde İslam şeriatini icra etmek için, insanların tek eksiği İslam fıkhını araştırmak ve fıkhi hükümler çıkarmakmış gibi! Sanki insanlar Allah’ın egemenliğine tamamen teslim olmuş, O’nun şeriatı uyarınca yöneltilmeye razı olmuşlarda sadece çağdaş araştırma yöntemlerine uygun araştırma yapıp fıkhi hükümler çıkarabilecek müctedidler bulamıyorlar!.. Bu dine bütün yüreği ile saygı duyan herkesin yüreğinden, kafasından söküp atması gereken, ciddiyetten yoksun gülünesi bir alaydır bu. Sayfa 52

Cahiliyye anlayışı salt bir kuram değil de böylesi aktif, organize bir toplumda temsil edildiği için, onu ortadan kaldırıp insanları bir kez daha Allah’a çevirmek için girişilecek mücadelenin salt bir kuramdan ibaret kabul edilmesi kesinlikle doğru bir şey değildir. Sayfa 57

Kuramsal yönden bu ilkeyi yerleştirmenin anlamı, insanların, hayatın tüm aşamalarında Allah’a dönmeleri, yaşamın hiçbir merhalesinde kendi başlarına yargıda bulunmayıp bütün alanlarda mutlaka Allah’a uymaları ve O’na başvurmaları gerekir. Allah’ın söz konusu bu hükmünü de kendilerine tebliğ eden tek kaynaktan öğrenmelidirler. Bu tek kaynak ise Allah’ın Elçisidir. Sayfa 58

“De ki: Amel bakımından en çok ziyana uğrayanları bildireyim mi? Dünya hayatında bütün çabaları boşa gitmiş olan ve kendileri de güzel şeyler yaptıklarını sanan kimseler…”,

“İşte onlar Rab’lerini ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkar eden, bu nedenle yaptıkları boşa çıkmış kimselerdir. Kıyamet günü onlar için bir terazi kurmayacağız. İnkar ettikleri, ayetlerimi ve elçilerimi alaya aldıkları için onların cezası cenennemdir.” [Kehf.18: 103, 106].

Yüce Allah doğru söylemiştir. Sayfa 65

Tirmizi kaydediyor: adiy b. Hatem’den; “Adiy, Allah elçisinin İslam’a davet mesajı kendisine ulaşınca, kurtulurum umuduyla Şam’a kaçmıştı. Zira o, cahiliyye döneminde hristiyan olmuş birisi idi. Adiy, Şam’da bulunduğu sırada kızkardeşi ve bazı yakınları, müslümanlarca esir alınmıştı. Resulüllah, kızkardeşini Adiy’e bağışlayarak azad etmişti. Sebest kalan kadın, kardeşinin yanına döner ve Adiy’in İslam’a ısınmasına çalışır. Bunun üzerine Adiy bizzat Resullulah’ın yanına gelirken onu gören insanlar, onun huzura gelişinden sözediyorlardı. Nihayet Adiy boynunda sılı gümüş bir haç ile birlikte Allah Resul’nün huzuruna girdi. O sırada Peygamber şu ayeti okuyordu:

“Onlar hahamları ve Rahiplerini Allah’tan başka rabler edindiler…” (Tevbe, 9: 31)

Adiy diyor ki: Ben bu ayeti duyunca, yahudi ve hristiyanların, onlara bilfiil tapmadığını söyledim. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Hayır öyle değil. Onlar insanlara, Allah’ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal kıldılar (değil mi?) bu, onlara kulluk etmeleri (tapmaları) anlamına gelmektedir.” Sayfa 79

Müslüman cihada çıkmadan önce en büyük savaşı kendi nefsinde şeytana ve nefsi hevasına (dizginlenemeyen isteklerine) şehevi duygularına, bitmek bilmeyen ihtiraslarına, menfi yöndeki eğilimlerine; kişisel, ailesel, kabilesel ve ulusal çıkarlarına, kısaca İslami değerlerin dışında kalan tüm değerlere karşı en çetin savaşı başarı ile verir. Bunu gerçekleştirmesinin ardından Allah’ın yeryüzüne müteallık olan hakimiyet hakkını gaspeden tağuti düzenlerin iktidar merciinden uzaklaştırılıp yerine Allah’ın mutlak hakimiyetini yeniden yerleştirmek, ona işlerlik kazandırmak için, bu amacı engelleyen tüm zalim ve şer güçlerle en büyük cihada girişir. Sayfa 97

… Kur’an:

“Hüküm yalnız Allah’a aittir; O kendisinden başkasına kulluk etmememizi buyuruyor; işte dosdoğru din budur..” (Yusuf, 12: 40)

“Kim Resul’e itaat ederse gerçekten Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa, 4: 80), buyurmaktadır.

Bu kesin, öz ve mutlak ifade, İslam’ın dinamizmi, aktivitesi ve hakikatinin temel gerekleri hakkında şu ayırdedici ve özlü ifadeleri kullanma imkanını veriyor bize:

(1) Kelime-i Tevhid, İslam toplumunun doğal yapısının boyutlarını belletir bize.

(2) Şehadet cümlesi, İslam toplumunun nasıl meydana gelceğini bize anlatıyor;

(3) Şehadet kelimesi, İslam’ın, cahiliyye toplumlarına karşı başkaldırma yöntemini bize tanımlıyor; ve

(4) İslam’ın insani hayatın baskılarına karşı direnme metodlarını bize öğretiyor. Sayfa 110 – 111

“Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Dinin de her zaman O’na has kılınması gerekir. Siz Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz?” (Nahl, 51, 52)

“De ki:’venim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi içindir;

Onun ortağı yoktur. Bana böyle emredildi. Ve ben müslğmanların ilkiyim.” (En’am, 6: 162 – 163) Sayfa 111

“Rasül size neyi verdi ise onu alın; size neyi yasakladıysa onsan sakının…” (Haşr, 59: 7). Sayfa 112

Onlara hoş görünmek derdine düşerek İslam’ı olduğundan başka bir biçimde kesinlikle sunmayacağız insanlara… Onların şehevi tutkularını, tahrife uğramış düşüncelerini, dünya görüşlerini kesinlikle övmeyeceğiz. Son derece şeffaf davranacağız onlara. Açıça diyeceğiz ki; içinde yaşadığınız şu cahiliyye düzeni var ya işte o tamamen necistir; Allah İslam’a ve O’nun dünya düzenine inanarak temizlemek istiyor sizi. Şu ortamdaki tutum ve davranışlarını nahoştur; Allah sizin bu çirkin tutum ve davranışlarınızı İslam’la güzelleştirmek istiyor. Yaşadığınız şu hayat son derece bayağıdır; Allah istiyor ki, İslam’la yükselesiniz. Yaşamınızda son derece kötümser, son derece hinilist, son derece sıkıntı içerisindesiniz. Allah yaşamın bu dayanılmaz ağırlığını sizden hafifletmek, sizi boşluktan, kötümserlikten, nihilistlikten kurtarmak, size rahmet etmek, sizi mutlu etmek istiyor. Sayfa 198

Ebu Osman En-Nehdi anlatıyor: “Muğire”, köprünün yanına gelip karşıda duran İranlıların yanına geçtiğinde kendisini yanlarına oturttular. Kendisine musaade etmesi için komutan Rüstem’den izin istediler. Kendilerini güçlü göstermek amacıyla pek bir değişiklik yapmadılar görünüşlerinde.

Krargaha yürümek üzere Muğire yola koyuldu. Orada bulunan topluluk, ihtişamlı bir hava içerisinde idiler. Üzerlerinde altın işlemeli elbiseler, başlarında altın işlemeli taçlar vardı. Karargaha giden yolun yaklaşık üç veya dört yüz metrelik bölümünü halı ile döşemişlerdi. Komutanlarının katına, halı döşeli bu yol ile ulaşılıyordu anca.

Elinse örgülü ve dört çatallı kıl kamçısı bulunan Muğire yürüyerek karagaha vardı. Karargahta kendisine gösterilen koltuğa oturupkoltuk yastığına yaslandı. Komutanın adamları Muğirenin üzerine çullanıp onu hayli tartakladılar. Muğire biraz kendine gelince onlara şöyle dedi:

“Sizin hakkınızda efsaneler duymuştuk fakat inanın sizden daha alçak, daha beyinsiz bir kavme şimdiye kadar rastlamamıştım. Biz araplar birbirimizle aynı seviyedeyiz; savaş olmadığı sürece birbirimizi köleleştirmeyiz. Toplumsal yapı içerisinde bizim eşit seviyede olduğumuz gibi sizin de eşit seviyede olduğunuzu sanıyordum. Bir kısmınızın diğerinizi tanrı edindiğini bana söyleseydiniz, şu an yaptığınızdan daha güzel bir iş yapmış olurdunuz. Toplumsal yapınız içerisindeki bu durumunuz kesinlikle doğru bir durum değildir. Bizler kesinlikle sizin gibi yapmayız. Aslında ben size gelmeyecektim fakat siz çağırdınız. Şimdi şunu öğrendim ki sizin işiniz bitiktir, kesinlikle yenilmişsiniz. Bu düşünceler ile bu yaşama biçimiyle hiçbir saltanat payidar olamaz.” Sayfa 216

MUSTAFA İSLAMOĞLU – HAYATIN YENİDEN İNŞASI İÇİN NE YAPMALI NASIL YAPMALI KİMİNLE YAPMALI

Mart 12, 2009

MUSTAFA İSLAMOĞLU – HAYATIN YENİDEN İNŞASI İÇİN NE YAPMALI NASIL YAPMALI KİMİNLE YAPMALI

Kitap Adı: HAYATIN YENİDEN İNŞASI İÇİN NE YAPMALI NASIL YAPMALI KİMİNLE YAPMALI
Yazar: Mustafa İSLAMOĞLU
Yayın Evi: Denge Yayınları
Tarih – Baskı – Sayfa Sayısı: Kasım 2004 – 9. Baskı – 192 sayfa

Arka Kapak Yazısı:

Ben şehadet ederim ki Allah bir, Rasul haktır.

Ben şehadet ederim ki İslam mutluluk ve kurtuluştur.

Ben şehadet ederim ki insanlığın çektiği ıstırabın ilacı vahyin eczanesinde mevcuttur. Ve yine şehadet ederim ki insanlığı hasta eden modern uygarlık, girdiği krizden Allah’sız çıkamayacaktır.

Peygamberler tarihi, Allah’ın insanlığın krizlerine müdahalesinin de tarihidir. Allah bu müdahaleyi vahyi aracılığı ile yapmıştır. Bundan sonraki müdahaleler de yine son vahiy aracılığı ile olacaktır.

Ne ki vahiy bir “ruh” tur. Allah o ruhu insanlığa üflemiştir. Kim kendisine üflenen bu ruh ile canlanır, ayağa kalkar, yola koyulur, sorumluluğunu üstlenir ve işe girişirse, o mecazen “Allah’a yardım etmiş”, hakikatte ise kendine yardım etmiş olacaktır.

Göklerin çığlığı hâlâ yankılanıyor:

“Orada kimse var mı?”

Kitabı Okurken Altını Çizdiğim Bölümler:

Buradaki “insan”, özel bir insan değil cins ve tür olarak insandır. Her şahıs, insan olmak vasfıyla önce ait olduğu türün tipik özelliklerini üzerinde taşır. Ait olduğu türün tipik özelliklerini bilmeyen, o tür içerisinde işgal ettiği özel yeri ve kendisini orijinal kılan değerleri bilemez.

Böyle bir insan kendini bilme konusunda ne kadar yol alırsa alsın, ait olduğu türü tanımadığı için bir noktada tökezleyebilir. Bazı insanların mükemmelci olmaları, insan türüne ilişkin bir değerlendirme hatasından kaynaklanır. Yine şahsiyet olarak çok gelişmiş bazı insanların, Rahman’ın rahmetinden büyük günah işledikleri vehmine kapılarak umut kesme noktasına gelmeleri, ait oldukları türe ilişkin bilgi eksikliğinden ya da değerlendirme hatasından kaynaklanır. Sayfa 32

İlim sırandan bir “veri” ya da “data” değildir. Sıradan bir veriyi ya da datayı ilim haline getirebilmek için, onun bir gösterge olduğunu bilmek ve gösterdiği hakikati görmek şarttır. Sıradan bir bilgiyi ilme dönüştürebilmek için göstergeyle gösterdiği arasında bağ kuran aklı bir çevrim istasyonu olarak kullanmak gerekir. İşte bu çevrim istasyonunu doğru bir biçimde kullanıp, sıradan bilgiyi ilme dönüştürme işine hikmet adı verilir. Sayfa 39

Diliyle oynanan millet sadece dilsizleşmez, aynı zamanda kimliksizleşir. Bu ülkede üş çeyrek yüzyıldır yaşanan uzun fetret sırasında olan da bundan başka birşey değildir. Bunu yapanlar belki de bu sonucu elde etmek için yaptılar. Çünkü dilsiz bir toplum sürüleşecektir. Bilinen bir geçektir ki, sürü kolay yönetilir. Sayfa 41

“Kendini yığın haline getiren bir millet payidar olamaz. Tek kaygısı para olan bir yığın yaşayamaz. Düşünceyi küçümsüyoruz. Kitaba harcadığımız parayı atlar için harcadığımızla kıyaslarsak yerin dibine girmemiz gerkmez mi? Kitap sevene, kitap delisi diyoruz. Kimseye at dlisi dediğimiz yok. Kitap yüzünden sefalete düşen görülmemiş. At uğruna iflas eden edene. ..En güzel kitap bir kalkan balığı fiyatına. Alan nerde?.. Kitaplar bileziklerin onda biri kadar etse beyefendilerimizle hanımefendilerimiz arada bir okumak hevesine kapılırdı belki. Birçokları kitabı ucuz olduğu için almaz. Düşünmez ki kitabın tek değeri okunmasındadır.”

“Domuzlar kutsal kitaplarla beslenmez”

(Cemil Meriç, Bu Ülke’den) Sayfa 44

Kitap tavsiyeleri yararlı olmakla birlikte en sıkıntılı ve netameli işlerden biridir. Özellikle genç okurların uzaktan kendileri için kitap listeleri istemeleri, bu konudaki tecrübesizlikleriyle açıklanabilir. Çünkü görmediğiniz ve tanımadığınız birine kitap tavsiye etmek, bir hekimin görmediği ve muayene etmediği bir hasta için reçete yazmasına benzer. Bunun riskler taşıdığı bir gerçektir. Zaten mizacını, tecrübe dağarcığını, birikimini, seviyesini, eğilimlerini, kapasite ve kabiliyetini bilmediğiniz biri için düzenleyeceğiniz kitap listesinin yüzde yüz başarılı olması beklenmemelidir. Buna rağmen herkese tavsiye edilecek kitapların her zaman varolduğuda unutulmamalıdır. Sayfa 45

Sahibinin davranışlarına yansımayan bir bilgi, böbrek taşından daha riskli bir zihin taşına dönüşebilir. Sayfa 47

Davranışların kazanılabilir olduğunu öğrendiğimiz anda öğrenme ve öğretme, bilme ve bildirme, merak etme ve keşfetme işine kalkışırsınız. Bilirsiniz ki kazanmanın söz konusu olduğu yerde kaybetmek, elde etmenin olduğu yerde terk etmek, tercih etmenin olduğu yerde elemek de mümkündür. Sayfa 49

Bir tezkiye iddiası, mutlaka sahibinin şahsiyetine katmadeğer olarak yansımak zorundadır. Atılan her adım sahibinin kişiliğini geliştirmek yerine köreltiyorsa, o süreç, sahibini kişilikle buluşturan bir tezkiye süreci değil, kişiliğe yönelik bir tasfiye sürecidir. Nefsi öldürme iddiasıyla yola çıkan nicelerinin “ben” bilinçlerini ve “kişiliklerini” tahrip ettikleri görülmüştür.

Kişilikleri tahrip edilmiş insanların nesneleşmekten başka çıkar yolu yoktur. Böyleleri, her türlü saldırıya karşı savunmasız bırakılmış sabilere benzerler. Akılları ve muhakemeleri gelişmediği için akledemezler. Akledemedikleri için tedbir üretemezler. Tedbir üretemedikleri için teslim olurlar. Teslim oldukları için telef olurlar. Sayfa 52

İstiğfar-tevbe süreci, muhteşem bir özeleştiri sürecidir; Allah’ın şahit tutulduğu bir süreç… Her özeleştiri, bir yenilenme ve tazelenmedir. Yani bir bilinç yenilemesi, hatta bilinçaltının yeniden inşasıdır. İstiğfar yanlış olan yapının imhası, tevbe onun yerine doğru olan yapının inşasıdır. Sayfa 54

Kurumsal saldırı bazen üniformalı bazen üniformasız memur suretinde önünüze çıkar. Allah’ın kullarına saldırırken çoğunlukla “emir kulu” olduğunu söyler. Kimlik ve kişiliğinizi tahrip etmeye yönelirken, hazineden geçindiğini, dolayısıyla sizin velinimeti olduğunuzu unutur. “Hep emir kulu oldun, bir kez de Allah’ın kulu ol!” diye uyaramazsınız. Sayfa 63

Hz. Peygamber bir seferinde ashabından çoğumuza garip gelebilecek bir şey üzerine biat almak istemişti. O şey “Hiç kimseden bişey istememek” idi. Hatta bunu bir örnekle dile getiriyordu. “Farzedelim ki siz devenizin üzerindeyken kamçınız yere düştü, onu dahi yanınızdakinden istememk üzere biat edin!” Sayfa 71

Bu marazi tavırların illetini araştırdığınızda karşınıza birçok neden çıkar. Ama bunların başında Kur’an’da şeytanın ilhamı olarak nitelendirilen “ümmiyecilik/ütopyacılık” gelir. Bu bir tür mükemmeliyetçiliktir. Bunu bir saplantı haline getirenler “Ben yaparsam mükemmel yaparım, yoksa hiç yapmam” sloganına sarılırlar. Fakat işin garibi, bu tiplerin mükemmel yaptıkları bir işe hiç rastlanmamıştır. Hatta çoğunlukla yarım yamalak dahi yaptıkları bir şeye rastlanmaz. Genellikle ikincisini, yani hiçbirşey yapmamayı tercih ederler. Onlar, Şeytanın insanoğlunun ilk atasını mükemmeliyetçilik zaafına hitap ederek aldattığı gerçeğini gözardı ederler:

“Sizler iki melek olmak ya da ebedileşmek istemez misiniz?” (7 A’raf 20) Sayfa 73

Burada aslını ve astarını, usulünü ve füruunu arayıp sorduğumuz konu yapmakla ilgilidir. Biz burada “Nasıl tasavvur etmeli?”, “Nasıl düşünmeli?” diye sormuyoruz. Çünkü bu soruların cevapları Yeniden İnşa’da aranmıştı. Burada nasılını aradığımız konu “yapmak”tır. Sayfa 76

Ne yapacağımızı biliyor olmanın avantajını tam kullanabişmenin, nasıl yapacağımızı bilmekten geçtiği unutulmamalıdır. Sayfa 77

Yani, ev değil sanki bir dev. İçindekileri yiyip tüketen, cennetin dünyadaki şubesi olması lazım gelirken bir ısdırapmekanı, “yakıtı inşanlar ve taşlar olan” bir cehennem şubesi olan evler… Rabbi Allah olması gerekirken televizyon olan, mürebbisi Kur’an olması gerekirken şov dünyasının starları olan evler… Sayfa 95

En değerli kitapalrımız, maddi açıdan en sıkışıkken aldığımız eserlerdir. Eğer böylesi bir durumda aldığınız eseri, yine aldığınız haldeyken okumuşsanız, bilgileriniz arasında en kalıcı olanın da onlar olduğunu görmüşsünüzdür. Sayfa 106

Okumak boş zaman işi değildir. Okumayı boş zaman işi sayanlar, ona çekirdek çitlemek, mısır gevreği yemek, satranç oynamak, pul koleksiyonu yapmak türünden çok tali bir işlev yükelmiş olurlar

Okuma dürtüsü bilgi ve hikmet aşkından kaynaklanmalıdır. O zaman okumak bir zahmet değil bir lezzet halini alacaktır. Okuduğunuz zamanlar en dolu zamanlarınız olacaktır. Bu formasyonu kazanan biri okumayınca rahatsız olur, sanki bir tarafının eksildiğini hisseder. Sayfa 107

Davet şart mıdır?

Eğer inandığınız değerlerin insanlığın değişmez değerleri olduğunu, bu değerlere bağlılığın insanları iki dünya mutluluğuna götürdüğünü, Allah demenin anlam demek olduğunu, yeryüzünde hayatın yeniden inşasını sağlayacak insanın ancak vahiy tarafından inşa edileceğinin biliyor ve buna inanıyorsanız, davet şarttır. Sayfa 121

Bir hakikati ifşa ettiğine inananın diyalogdan korkmasına hiç gerek yoktur. Muhatabını tanımlamasınada gerek yoktur. Tek şeye ihtiyacı vardır: Kendisini olduğu gibi, bütün içtenlik ve sadeliğiyle, doğru bir usul ve üslupla, doğru bir mekan ve zamanda muhataba sunmak. Eğer doğru muhataba denk gelmişse, o zaman mesele yoktur. Sayfa 142

Her şeye karamsar bakış, herkeste kusur arama, herkesin ve herşeyin kendi aleyhine olduğunu düşünme, sevgi adı konulan tutkular, kendini “alemlere rahmet” sanma, kendini hiçbir işe yamaz olarak görme, kronik korku, kronik üzüntü, her tür iç bağımlılığa verilebilecek örneklerdir. Hap, sigara, kahve, çay, marka, moda, kült, star, belli mekan, belli zaman, takım, futbol, parti, dernek ve buna benzer birçok şey de dış bağımlılığa verilebilecek örneklerdir. Sayfa 150

Bir çoklarının insan eğitiminde düştüğü açmaz da burada ortaya çıkmaktadır. Bir ebeveynin iki çocuğu olduğunu düşünelim. Biri sert, diğeri yumuşak mizaçlı olsun. İlişki sert mizaçlı olanı yumuşak yapmaya çalışmak, ya da yumuşak mizaçlı olanı sert yapmaya çalışmak üzerine kurulmamalıdır. İlişki, sert mizacın kabalık ve gaddrlığa değil celadet ve şecaate dönüşmesine yönelik olmalıdır. Yine yumuşak mizaçlı olanı pısırık ve onursuz olmaktan koruyup, hoşgörülü ve halim-selim olmaya yönelik olmalıdır. Sayfa 161

Sağlıklı dostluklar, karşılıklı tanışma arttıkça sevginin de arttığı dostluklardır. En sağlıksız dostluklar, karşılıklı tanışma arttıkça sevginin azaldığı dostluklardır. Gerçek dost tanıdıkça sevilendir, tanınıncaya kadar değil!

Şıp sevenler çıtkırılırlar. Şıpsevdilikler üzerine sahici ve sağlıklı dostluklar bina edilemez. Kalıcı dostluklar, dostundan önce tür olarak insanı tanıyanlarla kurulabilir. İnsan türünü tanımayan insanlarla dostluk kurmak mümkündür, fakat bunu yürütmek mümkün değildir. Çünkü onlar sevdiklerinin şahsında birer melek vehmederler. Onların dost oldukları gerçekte muhatapları değil, muhayyilelerinde oluşturdukları ona ait imajdır. Sayfa 172

Dostluk ilişkilerinin sigortası Allah için sevmektir. Karşılıklı sevgi temelinde yükselir. Çimentosu empati, yıkımı mükemmellik beklentisi, bencillik ve menfaatperestliktir. Sayfa 173

“Allah katında en iyi olanınız en çok sorumluluk bilinci taşıyanınızdır.” (49 Hucurat 13) Sayfa 175

Esasen karşılıklı sevgi ve muhabbet de mutlak biçimde yasaklanmış değildir. Yasak olan kafirdeki küfrü, müşrikteki şirki, mülhitteki, ilhadı sevmektir. Küfrü sevmek küfürdür. Bir kimse hem imanı hem küfrü birlikte sevemez. Yoksa müslüman olmayan birindeki güzel huyları sevmek, onun dürüstlüğüne, yardımseverliğine, bilgisine, ilgisine, saygısına muhabbet beslemek bu ayetlerin kapsamına girmez. Aksine bir ayette “Umulur ki Allah sizinle size düşman olanlar arasında bir tür sevgi yaratır.” (60 Mümtahine 7) buyurulmaktadır. Sayfa 179

Hiçbir müslüman hakkını aradığı için kınanamaz. Hiçbir müslüman zulümden kaçtığı için kınanamaz. Bir müslümanın gasbedilmiş hakkını alacak kendi inancına mensup merciler yoksa, kendi inancından olmayan merciler yoluyla hakkını tahsil etmesini yasaklayan bir hüküm bulunmamaktadır. Aslolan adaletin tecellisidir, kimin elinde tecelli ederse etsin. Zulüm, bir müslümandan sadır olduğu için nasıl meşrulaşmazsa, adalet de bir gayrimüslimden sadır olduğu için gayr-i meşru addedilemez. Sayfa 180